Küçük bir şehir olmasına rağmen büyük şehir pahalılığıyla boğuşan Yalova’da, artan fiyatlar sabit kalan gelirlerle birleşince yaşam her geçen gün daha da zorlaşıyor; soru netleşiyor: Bu şehir burada yaşayanların mı, buradan kazananların mı?
İstemeden yaşanan bu veda, bir görev değişiminin ötesinde; Yalova’da insanı merkeze alan, samimi ve vicdanlı bir yöneticinin ardında bıraktığı derin izlerin, minnet ve saygıyla anıldığı bir yol arkadaşlığı hatırası oldu.
Geleceğin su şehri olacak denilen Yalova, kış aylarına girerken susuz kaldı. Yıllarca ilin en önemli sorunu su denilmesine karşın yönetenlerin sadece seçim meydanlarında söylemleriyle konu hep geçiştirildi. Yalova neden susuz kaldı derseniz, yanlış uygulamalar ve yetersiz yöneticiler diyebiliriz. Yalova’ya yönetenlere susuzluğun nedenini sormak lazım, soralım ama verilecek cevabı tahmin etmek zor değil. ‘Yağmur yağmadı, önceki yöneticiler hiçbir şey yapmamış, yatırım için para yok, küresel kuraklık var’ işte sorulara verilen cevaplar bunlar. Soruları biraz değiştirerek soralım, bakalım cevap verecek çıkacak mı?
“Neyim olursan ol, hayal kırıklığım olma; orası çok kalabalık, seni tanıyamam.” der Özdemir Asaf, doğdum yılda veda etmiş bu fani dünyaya... Şiirleri kalmış bana miras...
Geçtiğimiz akşam eşimle birlikte José Mauro de Vasconcelos’un unutulmaz eseri Şeker Portakalını yeniden elimize aldık. Bu defa satırların arasından geçen yılların tecrübesiyle farklı bir şey fark ettik: Kitap, sadece çocuk masumiyetini değil, aynı zamanda insanın hayata yüklediği anlamları ve beklentileri de derin bir şekilde sorgulatıyor.
Kızıyoruz… Öfkeleniyoruz… Paylaşıyoruz… Ve… Unutuyoruz.