romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
DOLAR 43,1991 0.05%
EURO 50,2976 -0.03%
ALTIN 6.406,47-0,37
BITCOIN 4177374-0,77%
Yalova

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Bülent Güler

Bülent Güler

30 Kasım 2025 Pazar

Geleceğin su şehri neden susuz kaldı?

Geleceğin su şehri neden susuz kaldı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Önce milletvekillerine soralım;

-Yalova il oldu, tek bir ilçe bağlanmadı, köyler ilçe yapıldı. Neden?

-Orhangazi, İznik, Karamürsel neden Yalova’ya bağlanmadı? Diğer yeni iller oluşturulurken ilçeler hemen belirlenmişti.

-Yalova’nın Gökçe Barajı’na kaynak sağlayan Haydariye Köyü’nü Yalova’ya bağlayacak gücünüz yok mu? Bu köyün su kesmesi yüzünden önceki yıllarda yine susuzluk gündeme gelmişti.

-Gökçe Barajı’nın üstünde bir baraj daha yapılacaktı, bu konunun takipçisi oldunuz mu?

Sanayi kuruluşlarının su kullanımını azaltacak girişimler neden yapılmadı? Birçok ülkede deniz suyunun arıtılmasıyla sanayi kuruluşları su kullanımı yapıyor.

Yerel yönetimlere de soralım;

-‘Kayıp kaçak’ diyor geçiyorsunuz, bu kayıp kaçağı önleyecek ne tedbirler aldınız? 2 yıl önce ana hatlarda yenileme çalışması başladı, şehir merkezi için alt yapı planınız var mı?

-Gökçe Barajı kurulduğu tarihten itibaren Yalova’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine kadar su ihtiyacını karşılıyor ve baraj suyu hiç bitme seviyesine gelmiyordu. Barajdaki su miktarının azalmasını sadece doğal sebepler ve nüfus artışı diye mi geçiştireceksiniz?

-Baraj suyumuz yakın zamanda diğer illere satıldı mı? Gemilerin su ihtiyacı diğer illerden değil de, neden Yalova’dan karşılandı?

-Safran, Hacımehmet, Yenimahalle köyleri artık havuzlu villa kent haline dönüştü. Bu yerlere su parasız mı veriliyor? Havuzlar, bahçeler için ücretsiz içme suyu mu kullanılıyor? Bunun tespitleri yapıldı mı?

-Sanayi kuruluşlarına verilen suyun tamamı ücretlendiriliyor mu, başka kaçak bir hat var mı?

-Kurtköy Deresi suyu baraja hangi durumlarda aktarılmaya başladı? Sürekli akış sağlanamaz mı?

-Ortaburun Göleti ile Baraj bağlantısı neden sağlanmadı? Yalova’nın doğusunda yapılacağı söylenen sulama suyu göletleri neden hala yapılmadı?

-Barajımız güvenli mi?

Kesinti saatleri kimin fikri?

Sorunlar giderilemedi ve Kasım sonu Aralık ayı başı su kesintileri başladı. Yöneticiler büyük bir buluş gibi akşam 20.00- 05.00 saatleri arasında yapılan su kesintileri halkı çileden çıkaracak duruma getirdi. Herkes sıcak temiz bürolarda çalışmıyor, işyerinde toz toprak içinde çalışanlar evlerine geldiklerinde maalesef yıkanma imkanı bulamıyor. Çocuklarını, çamaşırlarını yıkayamıyor. Bu saatleri tespit eden yönetenleri kutlamak mı gerekiyor bilemedim.

Kuraklık sorunu yönetimlerin başarısızlığı mı?

Yalova, Marmara’nın en sakin ama en verimli kıyı kentlerinden biriydi. Termal sularıyla, bereketli deltasıyla, ormanlarıyla adeta doğanın bir vitrini. Yani suyu, toprağı, iklimiyle bölgenin en avantajlı yerlerinden biri

20 yıl önceki Yalova ile bugünkü Yalova arasında nüfus açısından uçurum var. Yeni konut alanları, siteler, villalar, yeni sanayi alanları, alışveriş merkezleri. Hepsi bir anda doğdu. Ama su altyapısı aynı hızda büyümedi. Kentin kaldırabileceğinden fazla nüfusu yükledik Yalova’ya. Su, beton kadar hızlı artmıyor ne yazık ki.

Kuraklık artık ‘uzak bir tehlike’ değil. Marmara’da yağışlar azaldı, sıcaklık arttı, mevsimler kaydı. Barajlara düşen yağmur miktarı düzenli olarak düşüyor. Yalova gibi su kaynakları sınırlı bir şehirde bu değişim çok daha sert hissediliyor. Doğa uyarıyor ama biz hala eski alışkanlıklarla yaşamaya devam ediyoruz.

Geleceğe hazırlanmanın yolu alt yapı

Türkiye’nin birçok şehrinde olduğu gibi Yalova’da da suyun kaybı sadece kuraklıktan değil, yönetim anlayışından kaynaklanıyor. Kayıp-kaçak oranları, eskiyen hatlar, arıtma kapasitesinin sınırlı kalması, alternatif su kaynaklarına zamanında yatırım yapılmaması. Bir şehir, geleceğe ancak altyapısıyla hazırlanır; tabelayla değil, projeyle.

Günümüz dünyasında su yönetimi artık sadece teknik bir alan değil; bir strateji meselesi. Yağmur suyu hasadı, gri su kullanımı, modern arıtma teknolojileri, akıllı ölçüm sistemleri… Bunların hepsi uygulanabilir ve sürdürülebilir çözümler. Yeter ki suyu bir ‘konfor’ değil, bir kritik kaynak olarak görelim.

Doğanın cömert davrandığı bir şehirde susuzluk yaşıyor olmamız, insan eliyle yaratılmış bir krizdir. Yalova, hala geleceğin şehri olabilir. Yeter ki onun geleceğini gerçekten düşünelim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

Siyasette kıskançlık

Siyasette kıskançlık
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kıskançlık, siyasette sessiz bir virüs gibidir. Görünmez ama damarların arasında dolaşır. Parti içi çekişmelerin, koltuk savaşlarının, gereksiz kavgaların çoğu aslında ideolojik farklılıklardan değil, “neden o ben değilim?” sorusunun cevapsızlığından doğar.

Bir milletvekili, bir belediye başkanı, bir parti yöneticisi… Fark etmez. Halkın alkışını biraz daha fazla alan, medyada bir adım öne çıkan, konuşması daha çok dinlenen kimse, diğerlerinin hedefi haline gelir. “Onun başarısı benim eksikliğim midir?” diye düşünmek yerine, “onun başarısından ben ne öğrenebilirim?” sorusu hiç sorulmaz.

Siyasette kıskançlığın en büyük zararı, halkadır. Çünkü kıskançlık; ortak aklı, iş birliğini ve hizmet üretme gücünü boğar. Yöneticilerin birbirine tahammül edemediği, kadroların birbirini baltaladığı bir yerde milletin yararı ikinci plana düşer.

Kıskanç siyasetçi, milletin değil; kendi koltuğunun derdindedir. Kendi gölgesinden büyüğünü görmeye tahammül edemez. Bu yüzden proje üreteni susturur, halkın sevdiğini itibarsızlaştırır, öne çıkanı itibarsızlaştırmak için dedikodu üretir. Yani büyütmek yerine, birbirini küçültmekle uğraşır.

Ama unuttukları bir gerçek var: Siyasette kıskançlık, eninde sonunda sahibini yer bitirir. Tarih, kıskançlığıyla kendi partisini, kendi liderini ve en sonunda kendi geleceğini yıkan siyasetçilerle doludur.

Oysa siyaset, kıskançlıkla değil, kıymet bilmekle ilerler. Bir siyasetçi, yol arkadaşının başarısını kendi başarısı gibi görebiliyorsa, orada büyüme vardır. Kendi eksikliğini başkasının fazlasıyla ölçmek yerine, toplum için nasıl daha fazlasını katabileceğini düşünen siyasetçi, gerçek liderlik yoluna girmiş demektir.

Kıskançlık, bireysel ilişkilerde insanı yorar; ama siyasette bir ülkenin kaderini zedeler.

Bugün siyasetin ihtiyacı, birbirini kıskanan değil, birbirini tamamlayan kadrolardır. Çünkü millet, kavgadan değil, çözümlerden beslenir.

Unutmayalım: Kıskançlık kişisel bir duygudur ve hemen hemen her kesimde bulunur; ama siyasette aşırıya kaçıp taşarsa, toplumsal bir yıkıma dönüşür.

 

Devamını Oku

Devlet daireleri çiftliğe mi dönüyor?

Devlet daireleri çiftliğe mi dönüyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Devlet dairesine gitmek, çoğu vatandaş için bilim kurguya adım atmak gibidir. Zaman orada farklı akar. Sabah 09.00’dur ama masalardakiler henüz iş için hazır değildir. Saat 10.00’dur, hâlâ kahvaltı faslı bitmemiştir. 11.00 gibi görevli yerindedir ama sistem ‘çökmüştür’. Öğle arası derken saat 15.00 olur, sonra da ‘bir saat sonra kapanıyor’ uyarısı gelir. Tabii ki bu tabloyu, doktor, öğretmen ya da polis gibi sahada ter döken kamu çalışanları için değil, daha çok klimalı ofisinde çay eşliğinde dizi izleyen, halkla ilişkileri minimumda tutan bazı memur türleri için çiziyoruz.

Devlet dairelerinde dizi ve oyun seansları

Gerçekten bazı kamu dairelerinde masa başı çalışmak, adeta tatil köyü konforundadır. Buna belediyeleri de ekleyebiliriz. Sabah mesaisine bilgisayardan açılan diziyle başlanır, öğleden sonra bir oyun turnuvasıyla devam edilir. Üstelik bu esnada halka ‘ne geldiniz yine’ bakışı atmak da işin bir parçasıdır. Vatandaş derdini anlatmaya çalışırken yüzüne bile bakılmadan dilekçe alınır. İmza mı? O da müdür bey dönerse olur…

Yeşil pasaport ve Avrupa seyahat günlükleri

Asıl ilginç olan ise bu personelin, uluslararası ilişkilerle hiçbir alakası olmamasına rağmen yeşil pasaportla dünya turuna çıkabilmesi. Kısa veya uzun tatil demeden hemen yurt dışına giden memurların aldıkları ücretlerin de ülke geneline göre, çalışma durumlarına göre yüksek olduğu anlamı taşıyor mu acaba? Ülkenin ekonomik durumundan tek etkilenmeyen kesim gibiler. Katıldıkları yurt dışı gezilerinde ne bir ticari iş birliği yapılır ne bir el sıkışılır. Ama kahve molası ve şehir turu listesi eksiksiz tamamlanır. Sözde tatil yörelerindeki kamu toplantıları, aslında ayrıcalıklı memurlara tatil hediyesidir. Bu hediyelerde genelde hep aynı kişiler üzerinden gerçekleşir, harcırahlar alınır, uçak biletleri, her şey dahil rezervasyonlar yapılır, verilen eğitim ve toplantılar hakkında dönüşte hiçbir bilgi de yoktur. Edinilen bilgi de zaten bakanlıklar tarafından gönderilen yazılı bilgilerdir.

Bu arada özel sektör temsilcileri, iş yapmak için vize kuyruklarında çile çekerken, devletten maaş alıp hiçbir küresel katkı sunmayan bir kısım memurun elini kolunu sallayarak Avrupa sokaklarında dolaşması da ‘ne güzel memleket’ dedirten cinsten. Geziler filan demişken, bir de özellikle belediyelerde, kamunun çeşitli yerlerinde atıl müdürler bulunuyor. Bu kişiler neden atıl ya da neden hiçbir iş yapmadan, işe bile gitmeden maaş alırlar, bunu açıklayacak hiçbir makama henüz rastlamadık. Hatta atıl müdürlere ek olarak, buna atıl memurlar, valiler, müsteşarlar, kaymakamlar vb. bir çok vasıf eklenebilir.

Tatil hakkı mı, tatile hak mı?

Yıllık izinler zaten bol, resmi tatillerle birleşince dört mevsim boyunca ‘hafta tatili uzatma’ fırsatları yaratılıyor. Pazartesi sendromu, Cuma kaçamağı derken haftada üç gün çalışan memur efsaneleri artık şehir efsanesi değil, gerçeğe oldukça yakın.

Ama dikkat: Bu yazıdaki eleştiriler, görevinin hakkını veren binlerce kamu emekçisini hedef almıyor. Özellikle öğretmen, doktor, hemşire, polis gibi meslekler, işini onurla yapanlara sözümüz yok. Bu yazının konusu, sorumluluğu az, keyfi çok olan, ama imtiyazı bol bir zümre.

Devletin malı deniz olmasın

Kamu çalışanlarının asgari ücretliden, emekliden, hatta özel sektör çalışanından daha çok ücret aldığı ve her türlü hakka sahip olduğu herkes tarafından biliniyor. Bir de buna lojman, araç tahsisi de ekleniyor. Masa başı iş, bilgisayar internet özgürlüğü de buna ekleniyor ve herkese bir özel oda da imkanlar dahilinde verilmeye çalışılıyor. Ülke ortalamasına göre iyi sayılan ücret alanlara bu kadar imkan verilmesi, diğer kesimlerin tepkisini çekiyor. Bir kesim ballı börekken, diğer kesim ikinci sınıf hatta üçüncü sınıf vatandaş konumuna sokuluyor. Belki pek fark edilmiyor ama gelişmiş ülkelerin hiçbirinde görülmediği kadar kamu çalışanı ülkemizde iyi şartlar sağlanarak çalışıyor. Ama yine de memnuniyetsizlik üst sınırda. Biraz çalışması yönünde uyarıya hemen mobing uygulanıyor dava açıp hakkımı arayayım diyen kesimden halkın diğer kesimi oldukça rahatsız. Kamu hizmeti, ayrıcalık değil, sorumluluk meselesidir. Devletin kasasından maaş alıp, vatandaşa sırtını dönen her görevli, aslında sistemi içeriden yavaş yavaş çürütüyor. İşini iyi yapanla yapmayanın ayırt edilmediği bir düzende, adalet, sadece tabelada kalıyor.

Devletin malı denizse, biz yüzme öğretmeni değiliz. Herkesin görevini hakkıyla yaptığı, halkın başvurusuna saygı duyulan, tatillerin, maaşların, hakların, yeşil pasaportların görevle orantılı verildiği bir sistem umuduyla…

Devamını Oku

Belediyelerde para neden yok!

Belediyelerde para neden yok!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Belediye yönetimleri seçimlerin ardından 1 yıllık sürelerini tamamladılar. Bu süre içerisinde Yalova’daki belediyeler ne hizmet üretti derseniz, buna cevap çok açık kocaman bir hiç… Seçildikleri günden itibaren borç çok, para yok, yatırım yapacak bütçe yok denildi durdu. Sonra tasarruf tedbirleri diye ağızlarına sakız yaptıkları söylemler başladı. Sonuç, oturdukları koltuklarda maaş alıp sadece menfaat gruplarıyla görüşülerek geçirilmiş 1 yıl. Hizmet yok, kibir çok, havalarından yanlarına yaklaşılmıyor. ‘Halkla beraber yöneteceğiz’ diye seçilenler, halka görüşmemek için şifreli kapılar, bakan gibi korumalar ile adeta kendilerini tatmin hevesindeler. Yine soralım hizmetten ne haber? Var mı plan projeleriniz? Bu sorularımıza verilecek cevaplar belli; borç çok, para yok ve de hizmette yok. Belediyelerin borcu olduğunu biliyordunuz, biz çözeriz dediniz ve çözemediniz. Peki niye hizmet için seçildiniz? Sizden öncekiler borç yapmışlardı ama para yok diye ağlamıyorlardı, veznelerinde icra memurları oturup tüm paraya el konuluyordu, yine de borç edebiyatı yapmıyorlardı. Suya yüzde yüzün üzerinde zam yapıldı, Yalova’da 50 bine yakın konut ve işyeri var, bir de arsa araziler, bunların emlak ve su paralarını yıllık olarak bir hesaplamak lazım, belediye şirketlerinin hizmet sektörüne de bakıldığında fiyatlar diğer şehirlerdeki gibi çok da ucuz değil, buradan da para kazanılıyor. Otoparklar, kesilen cezalar, astronomik işgaliyeler bunlar toplandığında belediye kasasına giren günlük ve aylık bedelleri açıklayan yönetimlere şahit oldunuz mu? Mademki belediye yönetimi şeffaftı, aylık veznelerde ne kadar para toplanıyor ne kadar cezai işlem uygulanıyor, işgaliye paraları, su paraları, yıllık toplanan emlak vergilerinin aylık dökümü, inşaat bedelleri, kiralar vb. belediyenin birçok geliri var. Bu gelirlere rağmen hala para yok demek, belediyeyi yönetmekten anlamıyorum anlamına gelmektedir. Yönetemiyorsanız, yönetimlere talip olmamalısınız, çok bilmişlik yapmamalısınız, kimseye güvenmeyip en iyi ben bilirim havasına girmemelisiniz ya da akıl hocalarınızı değiştirmelisiniz. Şimdi sıra yeni imar alanlarının açılmasına geldi. Öncesinde imara açılacak yerler fısıltıyla alacak çevreye iletildi, arazilerin önemli kısmı toplandı, gizli görüşmelerle paylar belirlendi, şimdi sıra proje olarak açıklamaya geldi. Kim kazanacak dersiniz? Tabii ki yakın çevre. Yalova’daki 1-2 belediye haricinde tüm belediyelerde durum aynı. Kendi çevrelerinin, gizli ortaklarının, paralı dostlarının söylediği, istediği her talebi öyle veya böyle kitabına uydurup çözen ve o çevrelere kazanç sağlayan belediye yönetimleri, mağdur edebiyatlarını bırakıp halka da hizmet etmeye başlamalılar. Hizmet sadece halk ekmek, halk lokantası diyerek geçiştirilemez. Bu şehrin temizliğe, ilaçlamaya, arıtmaya, pis kokularının giderilmesine, kaldırımlarının onarılmasına, yollarının köstebek yuvası gibi çukurlardan kurtarılmaya, yeni yatırımcıların gelmesine, tanıtıma ihtiyacı var. Aslında bu yazdıklarımın hepsini becerecek yöneticiye ihtiyaç var da denilebilir. Şimdi yazdıklarımızı sadece Yalova’nın merkez belediyesine yorumlamak yanlış, çevreye de bir göz atın, belki gözden kaçan önemli yerler vardır. Saygılarımızla..

Devamını Oku

Hiçbir şeyin yapılmadığı şehir!

Hiçbir şeyin yapılmadığı şehir!
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Yalova… Huzurun simgesi, yeşil alanlarıyla ünlü, fakat bir o kadar da ‘ne yapıldığı belli olmayan’ bir şehir. İnsanın içine bir şeyler yapma arzusu sokan ama sonunda sadece hayal kırıklığına uğratan bir yer. Şehir, sessizliğini koruyor ama bu sessizlik bazen yalnızca hareketsizliğin ve ‘hiçbir şeyin yapılmıyor olmasının’ belirtisi haline geliyor. Bu hareketsizlikte, özellikle Yalova Belediyesi’nin sorumluluğunda olan pek çok alan dikkat çekiyor.
Öncelikle, Yalova’nın merkezine girdiğinizde, bir belediye hizmeti arayışına girdiğinizde karşılaştığınız manzara gerçekten üzücü. Yalova’da yapılacak çok fazla şey olduğu söylenir ama görünüşe bakılırsa bu işler genellikle ‘gelecek vaadiyle’ sınırlı kalıyor. Belediye tarafından yapılması gereken işler çoğu zaman ya eksik yapılmakta ya da hiç yapılmamaktadır. Şehirdeki altyapı sorunları, yol çalışmaları, temizlik ve düzen konusunda sürekli bir eksiklik görmek insanı yıldırıyor. Bir zamanlar belediyenin ilgileneceği büyük projeler, vaatlerle kalıyor ve bir türlü hayata geçirilemiyor.
Örneğin, Yalova’nın merkezine ne zaman adım atsak, yolların hala tam anlamıyla onarılmadığını görürsünüz. Birçok caddede yollar delik deşik ve bu yıllardır süren bir sorun. Her yıl yapılan birkaç temizlik faaliyeti dışında, şehri güzelleştirecek çok az şey var. Kentin merkezindeki parklar bile düzenli bakımla yeterince yeşermiyor. Birçok yerin etrafı çöp ve harabe haline gelmişken, belediyenin bu konuda bir şey yapmaması şaşırtıcı değil. Kısacası, Yalova’nın çeşitli köyleri bile büyük şehirlerden daha düzenli ve bakımlı görünüyor.
Belediyenin trafik düzenlemeleri ise ayrı bir konu. Yalova’daki trafik ışıkları ve kavşaklar, neredeyse bir labirent gibi. Şehirde her geçen gün artan araç sayısı ile trafik sorunları daha da büyüyor. Oysa belediyenin yapması gereken, modern bir ulaşım altyapısı kurmak ve vatandaşları rahatlatacak düzenlemeler yapmaktır. Ancak ne yazık ki, belediye bu konuda da sınıfta kalıyor. Sözde işin ehli olmakta soruna çare olmuyor. Yalova’da oturanların günlük yaşamını kolaylaştırmak yerine, mevcut altyapı üzerinde birkaç küçük değişiklikle yetinilmesi, halkı hayal kırıklığına uğratıyor.
Sonuç olarak, Yalova Belediyesi sadece bir şehri değil, insanları da unutmuş gibi görünüyor. Bu durum ilçe ve beldelerde de benzerlikler gösteriyor. Gereksiz ve yaşanılan yere faydası olmayan işlerle zaman kaybedilip asıl yapılması gerekenler göz ardı ediliyor. Gözlemlerime göre, buradaki belediyecilik anlayışı daha çok ‘yapılacak çok şey var ama bir türlü yapamıyoruz. Borç çok. Tasarruf tedbirleri var” şeklinde bir yaklaşımı benimsemiş. Halbuki Yalova, sadece doğası ve sakinliğiyle değil, aynı zamanda doğru bir belediyecilik anlayışıyla çok daha fazlasını hak ediyor. İyi bir planlama ve doğru bir vizyon ile Yalova, hak ettiği değeri görebilir; ama maalesef şimdilik, Yalova halkı, belediye başkanlarının ve yerel yöneticilerin yaptığı her şeyin ‘geçiştirilmiş bir vaatten’ ibaret olduğunu görmekten başka bir şey yapamıyor.
Yalova’da hiçbir şey yapılmıyorsa, belki de bunun en büyük nedeni, bu şehirde gerçekten bir şeyler yapmaya gönüllü bir yönetim anlayışının olmamış olmasıdır.
Yalova için, il için, ilçeler için, belde ve köyler için ne yapılması gerekiyorsa seçilmişler onun için çaba harcamalılar. Parti rozetlerinin bir kenara bırakılıp halk için bir şeyler yapılmalıdır. Aldıkları maaşı kendilerine yeterli görenlerin siyasi geleceklerinin olmayacağını da herkes bilmelidir. Ben kentim için Ankara’ya gidip önümü iliklemem diyen seçilmişlere bu şehrin ihtiyacı yoktur. Şehrin geleceği için yatırımcı için de çaba harcanmalı, siyasi destek gerekiyorsa onun içinde gereken yapılmalı. Eş, ahbap, dost, yakınları kalkındırma ile yeterince bu kente zarar verildi. Biraz da iş başarın.

Devamını Oku