10 Şubat 2026 Salı
CHP’Lİ BECAN’DAN BİREYSEL SİLAHLANMAYA ÇİFTE HAMLE HEM ARAŞTIRMA ÖNERGESİ, HEM DE KANUN TEKLİFİ VERDİ “ARTAN BİREYSEL SİLAHLANMANIN ÖNÜNE GEÇİLMELİ”
Neler oluyor bilen var mı?
Tüm Kimlikleri Bir Kenara Bıraktığımızda…
Siyaset mi yoksa satış mı daha dürüst yapılır?
İÇ HASTALIKLARINDA HEKİM SAYISI ARTTI
Yalova’da bir şeyler oluyor. Ama kimse tam olarak ne olduğunu söyleyemiyor. Çünkü bu şehirde son yıllarda olup bitenler, planlı bir gelişmeden çok, ‘idare eder’ duygusuyla ilerliyor.
Her boş arsa ya bir rezidans oluyor ya da ‘yakında proje var’ tabelasıyla kaderine terk ediliyor. ‘Yeşil şehir’ diye anılan Yalova’da ağaçlar birer birer azalırken, betonun neden bu kadar hızlı çoğaldığını kimse açıklamıyor. İmar planları değişiyor ama hayat değişmiyor. Değişen sadece manzara.
Sahile inelim… Deniz aynı deniz, ama sahil artık nefes almıyor. Kıyı herkesin deniliyor, fakat fiiliyatta birkaç işletmenin. Yeşil alanlar dolu, çöpler her yerde, deniz kenarları kokuyor, parklar yorgun. Yaz geliyor, nüfus katlanıyor; altyapı ise hala kıştan kalma. Su kesintileri, trafik keşmekeşi, otopark sorunu her yaz ‘ilk kez oluyormuş’ gibi konuşuluyor.
Gençler mi? Yalova’da genç olmak sabır işi. Üniversite var ama üniversite kente karışamıyor. Mezun olan ilk fırsatta gidiyor, kalanlar ‘burada ne yapacağım?’ sorusuna cevap bulamıyor. Kültür-sanat etkinliği var deniyor; bir bakıyorsunuz aynı yüzler, aynı salon, aynı fotoğraflar. Süreklilik yok, derinlik yok.
Tarım desen, adeta sessizce tasfiye ediliyor. Köylü üretmek istiyor ama destek yok, plan yok, pazar yok. Toprak satılıyor, tarla imara açılıyor; sonra ‘neden yerel ürün kalmadı?’ diye soruyoruz. Cevap çoktan betonun altında.
Yerel yönetimler açıklama yapmayı seviyor ama dinlemeyi pek sevmiyor. Toplantılar yapılıyor, sunumlar hazırlanıyor, projeler anlatılıyor. Fakat mahallede yaşayanın derdi o slaytlara girmiyor. Katılım denilen şey, çoğu zaman sadece davetiye listesinde kalıyor.
Yalova’nın en büyük sorunu belki de sessizliği. Tepki yok, itiraz cılız, kabulleniş yüksek. ‘Burası zaten küçük yer’ cümlesi, her yanlışın üstünü örten sihirli bir battaniye gibi.
Oysa küçük şehir olmak, küçük düşünmeyi gerektirmez. Tam tersine, daha şeffaf, daha katılımcı, daha cesur olmayı gerektirir. Yalova hala bir yol ayrımında: Ya plansız büyüyüp ruhunu kaybedecek ya da ‘bu şehir bizim’ diyenlerin sesiyle yeniden yön bulacak.
Şimdi sormak gerekiyor:
Yalova için neler oluyor hayatta?
Ve daha önemlisi, biz bu olan bitenin neresindeyiz?