romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN %
Yalova
13°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Edibe Gider

Edibe Gider

04 Mart 2026 Çarşamba

SAVAŞ ORADA FATURASI BURADA

SAVAŞ ORADA FATURASI BURADA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir mali müşavir gözüyle baktığımda, çatışma haberlerinin ilk yansımasının finansal piyasalarda görüldüğünü söylemek yanlış olmaz. Özellikle enerji fiyatları bu tür gerilimlere karşı oldukça hassastır. İran’ın bulunduğu coğrafya ve Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemi düşünüldüğünde, burada yaşanabilecek bir aksama dünya petrol arzının önemli bir bölümünü etkileyebilir. Bu da petrol fiyatlarının yükselmesi anlamına gelir.
Petrol fiyatlarındaki artış, zincirleme bir reaksiyon başlatır.
Yakıt fiyatları yükselir.
Taşımacılık maliyetleri artar.
Lojistik giderleri yükselir.
Market raflarındaki ürünlere zam olarak yansır.
Bu, yalnızca akaryakıt istasyonundaki tabelada gördüğümüz bir artış değildir; üretimden tüketime kadar tüm süreci etkileyen bir maliyet baskısıdır.
Enerji maliyetlerindeki yükseliş sadece akaryakıtla sınırlı kalmaz. Doğalgaz ve elektrik üretim maliyetleri de bu dalgadan etkilenebilir. Özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkelerde bu durum, hem hane halkı faturalarında hem de sanayicinin üretim giderlerinde belirgin artışlara yol açabilir. Üretim maliyetleri arttıkça şirketlerin kâr marjları daralır; yatırım iştahı azalır; büyüme ivmesi zayıflar.
Otomotiv sektörü özelinde baktığımızda, zaten talep daralmasının konuşulduğu bir dönemde finansman maliyetleri ve belirsizlik ortamı satışları daha da yavaşlatabilir. Sadece araç üreticileri değil; yan sanayi, lojistik, sigorta, bakım-servis ve finansman alanında hizmet veren birçok sektör de bu yavaşlamadan payını alır. Ekonomide çarklar birbirine bağlıdır; bir dişlinin zorlanması diğerlerini de etkiler.
Türkiye özelinde değerlendirdiğimizde, denge politikası izleniyor olsa dahi coğrafi gerçeklik değişmez. Bölge ülkesiyiz. Komşuda yükselen tansiyonun ekonomik ısısı bize de yansır. Enerji fiyatları, ticaret akışları ve olası göç hareketleri dikkate alınması gereken başlıklardır.
Tankla, tüfekle yaşanan savaşların görüntüsü nettir; ancak ekonomik savaş çok daha sessiz ilerler. Enflasyon baskısı, alım gücündeki erime, finansman zorlukları ve belirsizlik ortamı uzun vadede daha kalıcı izler bırakabilir. Fotoğraflarda gördüğümüz duman, bazen bize maliyet artışı, bazen yatırım ertelemesi, bazen de tüketici güvenindeki azalış olarak ulaşır.
Burada mesele yalnızca İran ya da ABD değildir; küresel ekonomik sistemin kırılganlığıdır. Bir bölgede başlayan kriz, tedarik zincirleri ve enerji koridorları aracılığıyla tüm dünyaya yayılabilir.
Sonuç olarak; savaş orada başlar, etkisi burada hissedilir. Bu nedenle siyasi pozisyon almadan, ekonomik gerçekleri görmek ve riskleri doğru analiz etmek önemlidir. İş dünyasının, yatırımcıların ve bireylerin bu tür dönemlerde daha temkinli, planlı ve mali disipline bağlı hareket etmesi gerekir.
Çünkü görünmeyen maliyetler, görünen manşetlerden çok daha kalıcı olabilir.

Devamını Oku

Tüm Kimlikleri Bir Kenara Bıraktığımızda…

Tüm Kimlikleri Bir Kenara Bıraktığımızda…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çınarcık sahili sabahları sakindir.
Deniz kıyısında yürürken, insanın iç sesi daha net duyulur.
Belki de en çok bu yüzden, bazen kendimize şu soruları sormaya cesaret edebiliriz:
Eğer en büyük yaran bir gün ortadan kalksa…
Sen kim olurdun?
Garip bir soru gibi gelir.
Çünkü çoğu zaman şikâyet ettiğimiz acılar, kimliğimizin parçasına dönüşür.
“Beni anlamadılar.”
“Hiç seçilmedim.”
“Hep güçlü olmak zorundayım.”
Peki ya bu hikâyeler elinden alınsa?
O zaman neyin arkasına saklanacaksın?
Asıl mesele mutluluk değil.
Özgürlük.
Psikoloji bize şunu söyler:
İnsan çoğu zaman neden böyle olduğunu değil,
neden aynı kalmaya devam ettiğini sorgulamalıdır.
Neden hâlâ o rolü oynuyorsun?
Neden “iyiyim” deyip içten içe yoruluyorsun?
Neden “kimseye ihtiyacım yok” diyerek duvar örüyorsun?
Bazen tanıdık acı, bilinmeyen iyilikten daha güvenli gelir.
Çünkü alışılmıştır.
Çünkü kontrol edilebilir sanılır.
Ama insan en çok, kendine yalan söylemeye başladığında yorulur.
Her gün hangi roldesin?
İyi evlat mı?
Güçlü kadın mı?
Hiç kırılmayan adam mı?
Herkesi idare eden mi?
Gerçekle sahte yan yana uzun süre duramaz.
Rol yaptığın yerde, kendini kaybedersin.
Ve asıl soru şudur:
Kim oluyorsun, kimse bakmadığında?
Ne alkış varken…
Ne beklenti…
Ne sosyal medya filtresi…
Sessizlikte ortaya çıkan yüzün sana ne söylüyor?
Yüzleşmekten kaçtığın hangi korku hayatını yönetiyor?
Hangi seçimlerin aslında bilinçli değil de, eski yaralarının eseri?
Yüzünü çevirdikçe korku karar verir.
Ve sen, aynı döngüye geri dönersin.
Bu sorular kolay değil.
Ama kendinden kaçmaktan daha az acıtır.
Yalova Çınarcık küçük bir şehir olabilir.
Ama insanın iç dünyası koca bir evren.
Ve belki de yeniden inşa, büyük değişimlerle değil;
dürüst bir soruyla başlar.
Bugün tüm kimliklerini bir kenara bırak.
Unvanlarını, rollerini, geçmiş hikâyelerini…
Kendine şunu sor:
“Gerçekten yaşadığım hayat, benim seçtiğim hayat mı?”
Eğer cevap seni rahatsız ediyorsa, bu kötü değil.
Bu uyanışın başlangıcıdır.
Çünkü insan, en çok kendine karşı dürüst olduğunda güçlenir.
Ve yeniden inşa, önce eski maskeyi indirmekle başlar.
Belki de şimdi…

Devamını Oku

Birlikte Yürüdüğümüz Bir Yolun Ardından

Birlikte Yürüdüğümüz Bir Yolun Ardından
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazı vedalar vardır; istenmeden olur, insanın kalbinde sessiz ama derin bir iz bırakır.
Dün Yalova’da tam da böyle bir günü yaşadık. Sayın Valimiz Dr. Hülya Kaya ile istemesek de vedalaştık. Bu veda, yalnızca bir görev değişiminin değil; bir gönül bağının da vedasıydı.
Sayın Valimiz, görev süresi boyunca yalnızca bir kamu yöneticisi olarak değil; Yalova halkını dinleyen, anlayan, çözüm üretmek için samimiyetle çaba gösteren bir insan olarak hafızalarımıza kazındı. Makamın mesafesini değil, insanın yakınlığını tercih etti. Şehrin her kesimiyle güçlü bir bağ kurdu; güven verdi, umut verdi.
Cem Vakfı olarak gerçekleştirdiğimiz her etkinlikte, halkla yan yana, omuz omuza durmayı seçen bir valiyi görmek bizler için son derece kıymetliydi. İnançlara, kültürlere ve farklılıklara duyduğu saygıyı yalnızca sözle değil, davranışlarıyla da ortaya koydu. Yalova’ya hizmet ederken ardında projelerin ötesinde insani bir iz bıraktı.
Dün, Cem Vakfı Yalova adına gerçekleştirilen veda ziyaretinde;
Nihat Oğluç, Songül Aktaş, Suriye Coşkun, Birsen Giray, Sedar Giray, Birgül Giray, Sinan Giray, Hatay Erkovan, Şengül Sarıesma ve Edibe Gider olarak Sayın Valimizi son kez ziyaret ettik. Bu ziyaret, bir vedadan çok; teşekkürün, minnetin ve saygının ifadesiydi.
Vedalar bazen kısa olur ama etkisi uzun sürer. Bizim vedamız da böyleydi. İçinde burukluk kadar, güçlü bir takdir ve iyi dilek vardı.
Sayın Dr. Hülya Kaya’ya gönülden şunu diliyoruz:
Yolunuz açık olsun. Gittiğiniz her yerde, kalbiniz kadar iyi, vicdanınız kadar adil insanlarla karşılaşmanızı temenni ediyoruz. Yalova sizi unutmayacak. Çünkü bu şehir, sizi yalnızca görev yapan bir vali olarak değil; insanı merkeze alan bir yönetici olarak hatırlayacak.
Bu bir ayrılık değil;
İz bırakan bir yol arkadaşlığının saygıyla anılan hatırasıdır.

Devamını Oku

Kalbe Uğrayan Mevsimler

Kalbe Uğrayan Mevsimler
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir cümleyle insanın içini sızlatan bir itiraf bu.
Yorgun bir kalpten, kırılmış bir güvenin ardından dökülen sözler gibi.
Çünkü hayal kırıklıkları birikir, kalbin en kuytu köşesinde yer bulur kendine.
Ve bir noktadan sonra insan, kimsenin daha fazla eksiltmesine tahammül edemez hale gelir.

Nazım Hikmet ise başka bir yerden seslenir zamana:
“Bir kalbe bahar gibi uğrayıp, kış gibi gitme.”
Nazım’ın cümlesinde hem sevgi vardır, hem de insanın içini titreten bir nezaket.
Çünkü biliriz ki sevgi, bir kalpte mevsim değiştirir.
Bir anda yeşeren umutlar, bir veda ile kuruyabilir.

İki şairin sözü, aslında aynı kalbin farklı mevsimlerine dokunur.
Biri, kırılmaktan korkan bir yüreğin fısıltısıdır;
diğeri, gidişlerin ardından donan bir sevdanın sessizliğidir.

Belki de sevgiyle umut arasındaki bağ tam da burada gizlidir bilemeyiz…
Ne eksik sevmek gerekir, ne de fazlasıyla kalmak.
Bir kalbe bahar gibi uğramak, ama giderken ardında kış bırakmamak…

Hayat, gelip geçen mevsimlerden ibaret değil.
Kalbe dokunmanın, orada iz bırakmanın bir sorumluluğu var.
Ve belki de bu yüzden insan, artık en çok “sözünde mevsim değişmeyenleri” özlüyor.

Devamını Oku

Beklentiler ve Hayatın Sessiz Akışı

Beklentiler ve Hayatın Sessiz Akışı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kitabın bir bölümünde geçen şu cümle aklımıza kazındı:

“Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına uğramıyorum.”

 

Aslında ne kadar yalın ama bir o kadar da çarpıcı bir gerçeklik… Hayat çoğu zaman bizim isteğimize göre değil, kendi akışına göre ilerliyor. Biz ise çoğu kez başkalarının davranışlarından, dünyanın bize sunduğu şartlardan büyük beklentiler içine giriyoruz. Bu beklentiler karşılanmadığında ise hayal kırıklıkları kaçınılmaz oluyor.

 

Oysa beklentileri azaltmak, aynı zamanda hayal kırıklıklarını da azaltmak demek. Bu yaklaşım, kişiyi içsel olarak güçlendiriyor ve özgürleştiriyor. Başkalarının tavırlarına göre değil, kendi iç sesine göre yaşamanın kapısını aralıyor. Bu da hayatı daha sade, daha huzurlu kılıyor. Gerçek özgürlüğün başladığı yer belki de tam olarak burası.

 

Şeker Portakalı’nı her okuduğunuzda farklı bir ders çıkarabilirsiniz. Ama bu kez satırlardan bize kalan; yaşamın, beklentilerin gölgesinde değil, iç sesimizin rehberliğinde çok daha anlamlı olacağıydı.

 

Belki de bizlere düşen, hayatın akışına güvenmek ve beklentilerin yükünden biraz olsun sıyrılmak… Çünkü bazen en büyük huzur, hiçbir şey beklemeden gelen küçücük mutluluklarda gizlidir.

Devamını Oku