Bir cümleyle insanın içini sızlatan bir itiraf bu.
Yorgun bir kalpten, kırılmış bir güvenin ardından dökülen sözler gibi.
Çünkü hayal kırıklıkları birikir, kalbin en kuytu köşesinde yer bulur kendine.
Ve bir noktadan sonra insan, kimsenin daha fazla eksiltmesine tahammül edemez hale gelir.
Nazım Hikmet ise başka bir yerden seslenir zamana:
“Bir kalbe bahar gibi uğrayıp, kış gibi gitme.”
Nazım’ın cümlesinde hem sevgi vardır, hem de insanın içini titreten bir nezaket.
Çünkü biliriz ki sevgi, bir kalpte mevsim değiştirir.
Bir anda yeşeren umutlar, bir veda ile kuruyabilir.
İki şairin sözü, aslında aynı kalbin farklı mevsimlerine dokunur.
Biri, kırılmaktan korkan bir yüreğin fısıltısıdır;
diğeri, gidişlerin ardından donan bir sevdanın sessizliğidir.
Belki de sevgiyle umut arasındaki bağ tam da burada gizlidir bilemeyiz…
Ne eksik sevmek gerekir, ne de fazlasıyla kalmak.
Bir kalbe bahar gibi uğramak, ama giderken ardında kış bırakmamak…
Hayat, gelip geçen mevsimlerden ibaret değil.
Kalbe dokunmanın, orada iz bırakmanın bir sorumluluğu var.
Ve belki de bu yüzden insan, artık en çok “sözünde mevsim değişmeyenleri” özlüyor.
SİYASET
01 Aralık 2025GÜNDEM
01 Aralık 2025SİYASET
01 Aralık 2025GÜNDEM
01 Aralık 2025GÜNDEM
01 Aralık 2025GÜNDEM
01 Aralık 2025